Boyden Executive Search

Boyden Türkiye Başkani Özlem Ergün’ün Gözünden Bugünün Liderlik Kriterleri.

This article was originally published on Assembly Building's website. Click here to view the original article. 

Ayrımların ortadan kalkacağı ve kalıpların yıkılacağı bir gelecek inşa etme vizyonuyla faaliyet gösteren Boyden Türkiye, geçtiğimiz günlerde 20. yılını kutladı. Türkiye’de 20, dünyada 73 yıldır köklü kurum kültürüyle yönetici adaylarını şirketlerle buluşturan Boyden’ın Türkiye ve Azerbaycan Başkanı Özlem Ergün’le adayların seçim süreci, yeni nesil ofis düzenleri, değişen kurum yapıları ve liderlik tanımları üzerine sohbet ettik.

Röportaj: Habibe Çıkılıoğlu Fotoğraflar: Mert Terliksiz, Abdullah Gül

Dünya çapında üst düzey yöneticileri şirketlere kazandıran Boyden Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın başkanlığını yapıyorsunuz. Kariyer yolculuğunuzdan kısaca bahsedebilir misiniz?

Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra bir süre uzmanlık alanım olan okul öncesi eğitim konusunda akademik faaliyetlerimi sürdürdüm. O dönem bir yandan da bir yuvada çalışıyordum, hayalim yuva açmaktı. Dört yıl boyunca sosyal psikoloji alanında dünya çapında başarılara imza atan rahmetli Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın asistan öğrencisiydim. Onunla bir psikoloji laboratuvarı kurma şansını elde ettim. Daha sonra çalışma hayatım başladı. O dönem bankalar “management trainee” kadroları açıyorlardı. Ben de İktisat Bankası’nda böyle bir fırsat yakaladım ama bankacılığın, rakamların ve kapalı alanların benim için uygun olmadığını anladım. Sonra Union Carbide şirketinde işe başladım, kısa bir sürede yöneticiliğe yükseldim. Ardından Digital Equipment Corporation’dan insan kaynakları direktörlüğü pozisyonu için on kişilik listedeki en genç aday olarak kabul aldım. Daha sonra bir arkadaşımla birlikte kendi danışmanlık şirketimizi kurduk. Şirketin insan kaynakları alanını ben yönettim, 1998 yılına kadar da Türkiye’ye gelmek isteyen büyük şirketlerin kuruluş süreçlerinde yer aldık. 1998 yılında Boyden, Türkiye pazarına girmek istiyordu. Ekser Consulting kurucularından Yener Tugay’ın beni Boyden yöneticileriyle tanıştırması sonucunda Boyden hikayem başladı ve bugün hala başarıyla devam ediyor. Türkiye’de kök salmış birçok şirketin başarısında rol alan yöneticilere aracı olduk ve bu sene 20. yılımızı kutluyoruz.

Boyden Türkiye pazarında en çok hangi sektörlerde faaliyet gösteriyor?

Hızlı FMCG ve üretim sektöründe kuvvetliyiz. Ayrıca teknoloji, telekomünikasyon, bankacılık ve finans sektörleriyle yoğun çalışıyoruz. Tekstilden hazır giyime birçok farklı sektörden şirketlerin ve lüks markaların Türkiye’de ve bölgede ekipleşmesine destek oluyoruz. Kısa bir süre önce Azerbaycan’da faaliyetlerimiz başladı. Azerbaycan büyüyen bir pazar, orada donanımlı yöneticilere iş olanakları sunmaya ve liderlik açığı olan yabancı şirketlere hizmet vermeye başlayacağız. Diğer Türk Cumhuriyetleri’nde de daha fazla faaliyet göstermeyi planlıyoruz.

Yönetici adaylarının seçim süreçlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?

Kurucumuzun yönetim danışmanı olmasından dolayı 1946’dan beri belirli bir seçim sürecini takip ediyoruz. Bu süreçte öncelikle kuvvetli bilgi bankalarına sahip olmak gerekiyor. Ayrıca Türkiye piyasasında kuvvetli bağlantılarımız var. Yıllar içinde oluşan güven sayesinde ve titiz çalışmalar sonucunda doğrudan bize gelen yöneticiler oluyor. Boyden’da adayları tanıyıp onlarla doğru profesyonel ilişkileri yürüterek en doğru adayların seçimi için elimizden geleni yapıyoruz. Seçilecek kişilerin deneyimleri, yetkinlikleri ve referansları sürecin çok önemli parçaları. Zaten bu süreci dünyayla tanıştıran ve iş kolunu başlatan kişi şirketimizin kurucusu Sidney Boyden.

Photos: Mert Terliksiz, Abdullah Gül

 

 

İş hayatında kadın yöneticiler ne gibi zorluklarla karşılaşıyor?

İşinizi doğru yaptığınız zaman cinsiyetinizle değil işinizdeki yetkinliklerinizle öne çıkmanız gerekir. Ancak 80’li yıllardan beri çalışıyorum, iş hayatında maalesef “kadınlar yapabilir mi?” ön yargısı var. Ben hizmet sektörünün bir dalında faaliyet gösteriyorum ama hemcinslerim geçtiğimiz yıllar içerisinde çok hızlı bir şekilde üretim sektörü, teknoloji, bankacılık gibi farklı sektörlerde de var olmaya başladılar. Fakat yakın geçmişte resmiyete dökülmese de sadece Türkiye’den değil, Avrupa’dan müşterilerimizin dahi tercihi erkek adaylardan yanaydı. Şimdiyse tam tersi, eşit şartlar olduğunda kadın adaylara öncelik vermek istiyorlar. Yönetim ortamında farklılık önemli. Bunu desteklemek için kişisel olarak bir takım kuruluşlarda yer alıyorum. Ayrıca şirket olarak da Avrupa’daki üniversitelerde yaptığımız çalışmalarla kadın yöneticilerin güçle olan ilişkisini vurguladık. Bu çalışmalarda iş dünyasından, akademik hayattan ve sivil toplum kuruluşlarından katılımcılarımız oldu. Ailemde rol model aldığım kadınların da hepsi kariyer sahibiydi. Kadınların iş hayatında karşılaştıkları zorlukları vurgulamak istemiyorum. O zorluklara rağmen elde edilen başarıyı vurgulamak istiyorum, çünkü isteyince başarıyoruz.

Sizce dijitalleşme Türkiye’de ve global çapta insan kaynakları alanını nasıl dönüştürdü?

İnsan kaynakları alanında da eleme, arşivleme, uzaktan görüşme yapabilme gibi işlemlerde dijitalleşme hayatımızı kolaylaştırdı, bilgi alışverişimizi hızlandırdı. Dijitalleşme bence insan beyninin yerini alamayacak fakat fiziksel eylem gerektiren konularda bize çok yardımcı olacak.

Dijital dönüşümle birlikte günlük deneyimlerin yanı sıra çalışma biçimleri ve liderlik kriterleri de değişiyor. Sizin için günümüzde bir liderin sahip olması gereken en önemli özellikler neler? Geçmişten bu yana neler değişti?

Geçmişteki otoriter ve hiyerarşik yapılardan yavaş yavaş yatay organizasyonlara doğru geldik. Eskiden bilgiye sahip olan güce de sahip oluyordu ve onu paylaşmıyordu. Şimdi bilgi herkese açık, dolayısıyla bugün liderlik vasıfları öne çıkıyor. Doğru liderlerin seçilmesi ise katıldığı ekipleri, kurumları ve kurum kültürünü A’dan Z’ye etkiliyor.

Bugünün lideri bence öncelikle bir vizyona, takım oyuncusu özelliklerine sahip ve sürekli öğrenmeye açık olmalı. Öğrendiklerini ise sentezleyip topluma nasıl katkı sağlayabileceğini düşünmeli. Bana göre yöneticilik öğrenilebilir bir özellik;liderlik ise bir karakter özelliği. Lider özellikleri taşımayan bir kişiye dünyanın en mükemmel eğitimini de verseniz onu lider yapamazsınız. 

UNESCO dünya mirası aday adayı listesinde yer alan Birgi tarihi kentiyle ilgili çalışmalar yürütüyorsunuz...

Birgi Ödemiş’e bağlı bir antik kent. Ben de Ödemiş doğumluyum, dolayısıyla yöremin tarihini ve kültürel birikimini doğru bir şekilde sonraki nesillere aktarmak için çabalıyorum.

Aydınoğlu Beyliği’nin başkenti olan Birgi, tarihte çok önemli bir yerleşim yeri. Bizden önce de birçok medeniyete kucak açmış bereketli topraklara sahip. Kentin sit alanı olarak kalmasına destek olmaya çalışıyoruz. Birgi kültürel mirasının yanı sıra endemik bitki açısından da zengin. Çeşitli ülkelerden gelip bu doğal tohumları toplayanlar var. Artık İstanbul’dan bunalmış genç çiftlerin de yerleşmeye başladığını görüyoruz. İncir hasadının başladığı tarihlerde Birgi Festivali’ni düzenliyoruz. O festivalde kadın sanatçılar, ressamlar, sporcular ve tiyatrocular yer alıyor. Tahta oymacılığı geleneğini de bizden sonraki nesillere aktarılması için de çalışmalar yapılıyor. Bugün Birgi kadınların ayrımcılığa uğramadan, korkmadan özgürce yaşayabileceği ve ön yargılardan arınmış hoşgörülü, aydın bir belde. Böyle kalması için de elimizden geleni yapıyoruz.

Yeni nesil bir ofis ortamında, Assembly’de çalışmanın işinize ne gibi katkıları oluyor?

Ben gençlerle birlikte olmaktan çok büyük keyif alan biriyim ve onlardan çok şey öğrendiğimi düşünüyorum. Assembly’nin de çok hareketli, cıvıl cıvıl bir havası var. Bana istediğim esnekliği de sağlıyor. Çok farklı sektörlerden kurumlar var ve Assembly’de birlikte çalışmak birbirimizle olan iletişimimizi hızlandırıyor. Etkinlik alanı The Hall’da çok güzel etkinlikler düzenleniyor ve bu etkinliklere katılma şansı elde ediyoruz. Alanında öncü isimler buraya geliyor, eğitimler veriliyor ve bütün bunları yaparken büyük bir iletişim içine giriyoruz. Yani burada açık iletişim ortamını yakalayabildik diye düşünüyorum.

Ayrıca Levent’te, şehrin atar damarları üzerinde yer alıyoruz. Sokağa çıktığınız zaman şehrin enerjisini hissediyorsunuz zaten. İçeride hem sakince çalışabileceğiniz hem de enerjinizi yükseltebileceğiniz birçok yere ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca “Recharge Room” adlı bir dinlenme alanımız var mesela. Temiz hava almak ve daha açık bir ortamda çalışmak istediğinizde Pergola Lounge var, yazın gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum.

Sizce yeni nesil ofis düzenleri geleneksel ofis anlayışını nasıl etkileyecek?

Açık ofislerde iletişim çok hızlı kuruluyor ve işinizde çabuk ilerleme kaydedebiliyorsunuz. Benim gördüğüm zaten bu tip esnek ve hazır ofisler şu anda epey ilerliyor. Size önemli bir iletişim ve teknoloji altyapısı sağlıyor.

This website uses cookies to ensure you get the best experience on our website.  Learn more